Şanlıurfa Arkeoloji ve Haleplibahçe Mozaik Müzesi

Harran



Prof. Dr. Mehmet ÖNAL

Harran Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı

                  

                                                                                                                       HARRAN ÖRENYERİ    

 Harran Örenyeri,  Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Şanlıurfa İlinin 44 km. güneyinde Harran İlçesi’nde yer alır. Kendi adıyla anılan ovanın merkezinde bulunanHarran, Prehistorik dönemden beri ovanın yüzlerce höyüğü içerisinde en önde gelen yerleşme yeridir. Kuzey-güney ve doğu-batı yönlerinden gelen yolların  kesiştiği yer konumundadır. Kuzeyinde Anaz Höyüğü, Sultantepe (Huzurina) ve Edessa (Şanlıurfa) Kenti bulunur. Güney-doğusunda Şuayip şehri ve Sogmatar, doğusunda Ras el Ayn (Ceylanpınarı), kuzey batısında Viranşehir (Kontantinapolis) bulunmaktadır.

Eski Asur, Hitit, Yeni Asur, Yeni Babil, Med, Helenistik, Roma, Doğu Roma, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Fatimiler, Numeyriler (1059), Selçuklular (1086), Zengiler, Haçlılar ve Eyyubiler (1182) gibi uygarlıkların yerleşmesine sahne olan Harran 1260 yılı başlarında Moğol hükümdarı Hulagu tarafından işgal edilir. 1272’de ise Moğollar kenti tümüyle  yakıp yıkarak, halkını ve zenginliklerini Musul’a ve Mardin’e götürür. Bu olaydan sonra Memlükler Dönemi’nde kısmen yerleşim olsa da Harran bir daha eski önemine kavuşamaz.
Harranın Havadan Fotoğrafı.jpg

 Harran tarih boyunca iki kez başkent olmuş önemli bir yerleşim merkezidir:

-Yeni Asur Krallığı’nın başkenti

-Emevi Devleti’ nin başkenti

-Cezire bölgesinde Diyar-ı Mudar’ın merkez şehridir.

Mevcut arkeolojik veriler ışığında Harran’ın tarihi Kalkolitik döneme kadar uzanmaktadır. Ebla (M.Ö. XXIV),Mari (M.Ö.2. binin ilk yarısı) metinlerinde veEski Babil Dönemi,  Hitit (Boğazköy), Orta Asur ve Orta Babil Dönemi, Yeni Asur Dönemi,  Kültepe ve Mari’de bulunan belgelerde bahsedilen Harran’ın adı (Ha-ra-an, ha-ra-nim, har-ra-na v.b.) yaklaşık  4400 yıldan beri değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Harran’ın adı,  Klasik Dönem’de Yunanca Karrai, Karra ve Kharran, Karras, Karrais; Latince’de Charrae, Charra, Carrha, Carrhae, Carrai, Carris, Carrhas, Kharr, Karrenon olarak adlandırılmıştır. Orta Çağ İslam yazarlarının eserlerinde ise kentin adları Harran ve Harraniyye olarak geçmektedir.

Şehrin isminin Arapça’daki sıcaklık anlamındaki Harre kelimesinden geldiği belirtilir. Harran’a, Hz. İbrahim’in amcası ve Hz. Lut’un babası “Haran” tarafından inşa edildiğinden dolayı bu ad verildiği ileri sürülür. Harran adının Kalde dilinde “yol” anlamına geldiği söylenir.

Harran’da Sin tapınağının bulunması tarih çağları boyunca bu kentin kutsal olarak görülmesini sağlamıştır. Krallıklar arasında yapılan savaşlarda Harran’ın Ay Tanrısı Sin şahit tutulmuştur. Bölgeye gelen krallar, imparatorlar mutlaka bu tapınağı ziyaret etmiştir. Kutsal kitaplarda Hz. İbrahim’in Harran’da ikamet ettiğinden bahsedilmesi bu kenti hoş görünün merkezine taşımıştır.

Harranlı 400’ün üzerinde bilim insanının varlığı tespit edilmiştir. Bunların çoğu  Harran, Bağdat, Rakka ve Halep’de eğitim görmüş ve ders vermiştir. Astronom-filozof, çevirmen Sabit bin Kura, astronom el-Battani; Cabir bin Hayyan; din bilgini Şeyh-ül İslam İbni Teymiyye;  hadisçi  el-Ruhavi; tıp, felsefe, matamatikçi İbrahim bin Zahrun; hadis, fıkıh, tevsir, tarih alanlarında Yezid el Harrani, Hiram el-Harrani bunlardan birkaçıdır.

HARRAN’IN  GÜNÜMÜZDE GÖRÜLEBİLEN KALINTILARI:

            a) Surlar:

            Harran şehrini bir hendekle birlikte çepeçevre saran şehir surları elips şeklinde 1350x1000m. ebadındadır. Yaklaşık 4km. uzunluğundaki sur, 8m. yüksekliğinde ve 1.50m. genişliğindedir. Antik kaynaklardan Yeni Babil, Helenistik, Roma ve Doğu Roma dönemlerine ait kalesi olduğu bilinmektedir. Fakat, günümüzde görülebilen sur kalıntıları Orta Çağ’a aittir. Surlar molozla doldurulmuş olup, zayıf kireçtaşı ile kaplıdır. Günümüzde görülebilen kapı sayısı altı dır. Bunlar  Anadolu Kapısı, Aslanlı Kapı, Bağdat Kapısı, Musul Kapısı, Rakka Kapısı, Halep Kapısıdır.  Düzenli aralıklara sahip 187 adet kare cepheli destek çıkıntısı yer alır. Halep kapısı üzerindeki yazıt 1192 yılına aittir. Savunma amaçlı olarak surlar  hendek ile kuşatılmıştır.

          Sur duvarının dış yüzleri kesme blok taş, içleri dolgulu olarak inşa edilmiştir. Atkılı Örgülü; her iki yanı kesme blok taş örgülü,  arası kesme taş, kaba yontulu, ve moloz taş dolguludur. Surların dış yüzünde ve özellikle burçlarda kesme-yığma taş örgü tekniği, iç yüzde ise daha çok iri birimlerden oluşan kaba yonu yığma taş örgü tekniğinin kullanıldığı gözlenir. Şehir suru kazılarında tarafımızdan Roma Dönemine ait mimari parçalar, kabartma ve Suryanice yazılı heykel parçasına rastlanıldı.

Surların dışında yer alan ve günümüzde toprakla dolmuş olan hendeğin eskiden su ile dolu olduğu bilinmektedir. Şehrin güney-doğu köşesinde kesintiye uğrayan surların yerini İçkale tamamlamaktadır.  Harran surları günümüzde yer yer yıkılmış olmasına rağmen çepeçevre izlenebilmektedir. Kapılardan sadece Halep Kapısı ayaktadır. Şanlıurfa Müze Müdürlüğü Başkanlığı’nda Harran Arkeoloji bölümü kazı ekibi ile 2012-2013 yıllarında yapılan kazı çalışmalarında şehir surunun batı bölümü tamamen meydana çıkarılıp, restorasyon çalışmaları tamamlandıktan sonra ziyaretçinin şehir surunu görebilmesi sağlanmıştır. 2016 yılında da Harran Arkeoloji kazı ekibi tarafından şehir surunun bir bölümü meydana çıkarılmıştır.

          Halep Kapısı ve Şehir Surunun Görünümü.jpg
         b-) İçkale

            Kentin güneydoğusunda, 130x90m. ebadında dörtgenimsi planlıdır. Köşelerinde çokgen kuleleri (11 kenarlı) ve gözetleme kulesi yer alır. Dış duvarları yaklaşık 3m. kalınlığındadır. Etrafı bir hendekle çevrilidir. Bu haliyle kent surundan ayrı görünümdedir. İçkalenin tarihi surlardan daha  eskiye aittir.  Harran İçkalede Hitit Dönemi’ne ait bir kapı aslanı bulunmuştur.

İçkale 3 katlıdır. 30m. kadar yüksekliktedir. Duvarlar taştan, bazı bölümlerde tonozlarda ve kemerlerde tuğla kullanılmıştır. Katlarda seyirdim yolu, mazgallar, galeri, salon ve burçlar bulunur. Kuzeyinde küçük bir mescit, güneyinde bir hamam yer alır.

            Kalenin 4 evreli olduğu düşünülür. Henüz ilk evrenin dönemi bilinememektedir. 2. evre Fatimilerin kenti ele geçirmesinden (1032) sonra, 3. evre 1098 onarımı, 4. evre ise XI. ve XII. yüzyılın sonlarıdır. Kalenin güneyinde aslanlı kapıda Numeyriler Dönemi’ne ait, Kuzey-batı kulesinde ise Memlükler? Dönemi’ne ait kitabeler mevcuttur.

             İbn Şeddad, İbn el Verag ve Dimaşki, anılan kalenin önceleri Sabilerin tapınaklarından biri olduğunu belirtmişlerdir. M.S. 1032’de Sabilere ait tapınak Fatimiler tarafından tahrip edilerek yerine saray inşa edilir. Eyyubiler döneminde de bu saray İçkale’ye dönüştürülmüştür

-Anadolu’nun ilk en büyük cami

-Anadolu’nun en zengin taş süslemeli camii

-Şadirvanlı, revaklı en büyük avlulu cami

           Cennet ve Cuma  Cami adlarıyla anılan Harran Ulu Cami, höyüğün kuzey doğusunda yer alır. Doğu kapısı, mihrabı, avlu kapısı, şadırvanı ve minaresi iyi durumdadır. Cami, kareye yakın plana sahiptir.  Harimi, mihrap duvarı boyunca uzanan dört sahınlıdır. 6 kapı ve revaklarla kuşatılmış şadırvanlı, geniş avluludur. Taştan yapılan kare minaresinin üst kısmı tuğladandır. Restore edilen 33.30m. yüksekliğindeki minaresi ahşap merdivenlidir.

İbn Şeddad, 639’da Harran fethedildiği esnada Ay Tapınağı’nın bulunduğu yere bir cami yapıldığından bahseder. Cami II Mervan tarafından büyük oranda yenilenir. Plan olarak VIII.yüzyıl Emevi camilerine benzemesi ve kare planlı minaresi bu dönemden günümüze kaldığı kabul edilmektedir. Bloom minarenin 830 yılında Abbasiler döneminde inşa edilmiş olacağını ifade eder.  İbn Şeddad ve camideki yazıta göre, XII. yüzyılın ortalarında Zengilerden Nurettin tarafından büyük oranda yenilenerek genişletildi. Bugün görülen taş işçiliği ve süslemeler bu yüzyıla aittir. Cami’nin doğu kapısındaki Arapça yazılı 1192 tarihli kitabe bulunur. Cami’nin 4. sahınındaki bir sütun başlığında ise Nurettin Mahmut bin Zengi’nin 1174 yılında bu camiyi restore ettirdiği yazılıdır.

Ulu Cami’ye avludan girişi sağlayan kapıların kemerleri avluya düşmüş haldedir. Bu kemerlerde yoğun süsleme görülür. Kemerlerin yüzeyinde beş sıra bordür bulunur. Birinci bordürde kalın bir şerit şeklinde kıvrımlı asma dalları, ikinci bordür lotus ve yumurta dizisi, 3. ve 4. bordür rumilerden, 5. bordür ise çatallı kıvrık rumilerden oluşur. Ayrıca, avlunun batısında yan yana duran kavisli süslü mimari parçalar durmaktadır. rumilerden ve süslü kıvrım dallarından oluşan bu mamiri parçaların bir kubbeye ait olacağı haklı olarak ifade edilmektedir.

               Harran Ulu Cami’nin pembemsi mermer taşlarının tek tek dağlarından getirildiği ifade edilmektedir

iç kalenin görünümü.jpg

            d-) Höyük

            Yaklaşık 400m. çapında olan höyük, 25m. yüksekliğindedir.  Prehistorik Çağlardan M.Ö. VIII. Yüzyıla kadar yerleşim gördüğü düşünülmektedir. En üstte Eyyubi kalıntıları ev ve sokaklar mevcuttur. Burada Yeni Babil dönemine ait çivi yazılı tuğlaların devşirme olarak kullanıldığı görülmüştür.

             Harran’ın eyalet valileri ve Asur kralının oturduğu sarayın olduğu yer muhtemelen höyük olmalıdır. 
 
           e-) Kubbeli Evler:
 

          Harran’ın yazın 45 dereceye ulaşan sıcağından korunmak için arı kovanı biçiminde konik kubbeli ev mimarisi oluşmuştur. Neolitik döneminden beri bu bölgede bu ev tipi (Arpacia, Tel Halaf v.b.) tercih edilmiştir. Günümüzden 250 yıl önce yapıldığı düşünülen Harran’daki konik kubbeli evler, yazları serin, kışları ise ılık bir mekan oluşturmaktadır. Bu kubbelerin tepesinde  bırakılan açıklık odanın ışık ve hava almasını sağlamayarak baca işlevi de görür.                                                    

            Günümüzde Harran Örenyeri sur içinde yaklaşık 30 adet konik kubbeli ev mevcuttur. Bunlardan iki tanesi özel olarak bir tanesi de Harran Kaymakamlığı tarafından gelen ziyaretçilere yönelik kültür evi olarak işletilmektedir.

          Koknik Kubbeli Evler.jpg

          f-) Hayat-ı Harrani Cami ve Türbesi

           Şehrin batısında ve surların yakınındadır. Kenti XII. Yüzyılda ziyaret eden İbn Cübeyr, burada küçük bir mescit ve şeyh Hayat’ın evinin bulunduğunu belirtir. Caminin kapı üstü kitabesinde türbenin  Şeyh Hayat’ın oğlu Ömer tarafından Miladi 1196 tarihinde yapıldığı yazılıdır.  Cami eyvanındaki Miladi 1638 yılında türbeye vakıfta bulunulduğu, Cami iç duvarındaki kitabede ise Miladi 1755’de tamir edildiği yazılmıştır.

            6. HARRANDA YAPILAN KAZI ÇALIŞMALARI

İngiliz Arkeoloji Ensitüsü tarafından 1950-51, 1956 ve 1959 yıllarında S.Lloyd, W.Brice, D.S.Rice ve J.B.Segal’ın katılımıyla Harran’da Ulu Cami, İçkale ve Höyük’de kazı çalışmaları yapılır. Höyüğün doğusunda açılan derin sondajda Eyyubiler Dönemi’nden Eski Tunç Çağı’na kadar  kalıntılara rastlanılır. D.S.Rice tarafından İçkale’de yapılan kazı çalışmasında köpek kabartmalı güney kapısı, madeni kaplar, Ulu Cami’de ise Yeni Babil kralı Nabonid steli bulunur. Ayrıca, Harran’ın topografik planı ile içkale ve Camii’nin plan ve çizimleri de yapılmıştır.  1959’da Höyük’de yaptığı 13 metre derinliğindeki sondajda Orta Çağ’dan Eski Tunç Çağı’na kadar kalıntıya rastlamıştır.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          

Harran’da Türk kazıları 1983 yılında Dr. Nurettin Yardımcı tarafından başlatılmıştır. 1983-2011 yıllarında Dr.Nurettin Yardımcı,  Harran Örenyeri’nde Höyük, İçkale, sur ve Ulu Cami’de kazı çalışmaları yapar. Höyüğün üst tabakalarında yaptığı çalışmalarda M.S.7-13. yüzyıllara ait evler, sokaklar v.b. kente ait kalıntıları meydana çıkarır. Ulu Cami’nin planını tam olarak elde ederek, Ulu Camii’nin güneyinde çarşıya ait sokaklar ve dükkanlara rastlar. Şehir surunda yer alan Halep kapısı ile Ulu Camii’nin doğu duvarının restorasyonunun yapılmasını sağlar. Harran çevresinde de araştırmalar yapar, höyük ve yerleşimlerin kültür envanterini hazırlar ve yayınlar. Ayrıca, Harran’ın 1km. batısında bulunan Tel İdris yerleşiminde yaptığı kazılarda Halaf Dönemi ve M.Ö. VII. bine uzanan çanak çömlek parçaları de bulmuştur.

2012-2013 yılında Şanlıurfa Müze Müdürü Başkanlığı’nda şehir surunda,  İçkale’de ve Ulu Cami çevresinde koruma ve onarıma yönelik kazı ve temizlik çalışmaları yapılmıştır.

2014 yılından itibaren Harran örenyeri Kazı çalışmaları Bakanlar Kurulu Kararyla Harran Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Önal ve ekibi tarafından sürdürülmektedir. 2014 yılı çalışmasında İbn Şeddat’ın bahsettiği on dört hamamdan birine, 2015 yılında Ulu Cami’nin doğusunda bir bedesten ve İslam mimarisine ait Anadolu’nun ilk umumi helalarına, İçkale’de Barbakan yapısı meydana çıkarıldı.  2016 yılında ise her iki yanı dükkan dizili tonozlu yol ile İçkale’de ikinci bir hamama  rastlanıldı. Ayrıca, şehir surunda Aramicenin Urfa lehçesinden türeyen ve Süryani alfabesi (Estrangelo) ile yazılan bir yazıt bulundu.

Ay tanrısı Sin tapınağıyla yıldız ve gezegenler üzerine kurulan inanç merkezi, okulları ve çok sayıda bilim insanıyla ise ilim merkezi olan ticaret kenti Harran, Prehistorik Çağlardan Eyyubiler dönemine kadar yerleşim gören devasa höyüğü, üç katlı, çok mekanlı odalı görkemli iç kalesi (kale-saray), destek çıkıntılı 4,5km. uzunluğundaki şehir surları,Anadolu’nun ilk en büyük cami, en zengin taş süslemeli cami ve şadırvanlı, revaklı en büyük avlulu cami olan Ulu Camisi ve Yontma Taş Çağı’ndan beri süregelen konik kubbeli evleriyle Mezopotamya’nın kendi adıyla anılan uygarlıklar beşiği ovasında, eflatundan sarıya rengarenk yerel kıyafetli insanlarıyla yaşayan müzedir.